MÜHENDİSLİĞİN DÖNÜŞÜM SÜRECİ VE SONUÇLARI

Mustafa ARAL

Dünyada ticaretin gelişmesiyle birlikte, şehirlerde yoğunlaştırmaya başlayan nüfusun ihtiyaçlarına göre şekillenen üretim, toplumsal işbölümünün bir devamı olarak zanaatkarların ortaya çıkmasını sağlamıştı. El emeğine dayalı basit üretimi gerçekleştiren zanaatkarlar, bir süre sonra sermayenin yoğunlaşmasına bağlı olarak sahip oldukları basit üretim araçlarını kaybederek sermayenin boyunduruğu altına girmek zorunda kaldılar. Ancak henüz kapitalist işbölümü gerçekleşmediğinden, üretim süreçleri parçalanarak, zanaatkarın yaptığı iş üzerindeki denetimi birden bire ortadan kalkmadı. Dolayısıyla zanaatkarlar, sermayenin denetimine girmiş olsalar da, işleri üzerindeki denetimlerini bir süre dahasürdürdüler. Manüfaktür üretim olarak adlandırılan bu dönemde, sermayenin üretim süreci üzerindeki denetimi şeklen kurulmuş fakat iş süreçleri henüz parçalanmadığından, üretim süreci üzerindeki çalışanların denetimi bir süre daha sürmüştür.

Emekçinin, zihniyle ve beyniyle yer aldığı üretim sürecindeki işlevi, beyinsel fonksiyonlarından kopartılarak emek gücüne ve beyin fonksiyonlarından kopartılmış emeğinin de metaya dönüştürülmesini işçileşme kavramı tanımlamaktadır.

Kapitalizmin gelişmesiyle birlikte ve üretimde emek üretkenliğini arttıran teknolojik gelişmelerin yaşanmasıyla birlikte, iş süreçleri parçalanmaya başlamış ve daha önce zanaatkarın bilgisi ve denetimi altında gerçekleştirilen üretim, üretim alanı dışında şekillenen ve işi yapanın iş üzerinde herhangi bilgiye sahip olmadan gerçekleştirdiği bir üretim sürecine dönüşmeye başlamıştır.

1848 itibariyle devrimci militanların çoğu zanaatkârdı, özellikle Paris’te metal işçileri ve Berlin’de dokumacılardı kitlesel hareketlerin başını çeken. Son birkaç on yıldır, toplumun patlamaya en hazır unsurlarıydılar, çünkü her yerde iktisadi değişimlerin getirdiği sorunlarla karşı karşıya idiler. Avrupa’nın belli başlı devletlerinde artan üretim vasıflı emek üzerindeki vurgunun azalmasına neden oldu ve ustalar ile yöneticilerin iyice arasını açtı. Kuvvetli bir devrimci faktör de, önceden tahammül edilebilir olan koşulların kötüleşmesi ve uzun bir süre sonucunda oluşturulabilmiş olan toplumsal ve iktisadi yukarı hareketlilik imkanlarının ortadan kalkmasıydı; 19. yüzyılın ortalarında bu durum giderek yaygınlaşmaktaydı; çünkü sanayileşme ustalıktan yöneticiliğe geçmeyi daha zorlaştırmış ve vasıflı işçiyi vasıfsız işçi düzeyine indirgemekle tehdit ederek huzursuzluğa neden olmuştur.

(http://tr.wikipedia.org/wiki/1848_Devrimleri)

Yukarıdaki bölümde aktarıldığı gibi, üretim süreçlerini parçalayan kapitalist iş bölümü, ücretlerin düşmesi ve sosyal statülerin kaybolması nedeniyle, sanayi devrimini tamamlamış birçok Avrupa ülkesinde kitlesel isyanlara neden oldu. Komünist Manifesto’nun yayınlanması da bu döneme rastlaması da bir tesadüf değildir. Bu dönemde yaşanan huzursuzluğun kaynağını anlamak için Braverman’ınaşağıdaki tanımlaması oldukça doyurucu bir bilgi vermektedir.

“Toplumsal işbölümü toplumu alt parçalarına bölerken, ayrıntılı (kapitalist) işbölümü insanları alt parçalarına böler ve toplumun alt parçalarına bölünmesi, bireyi ve türü geliştirebilirken, bireyin alt parçalarına bölünmesi, insan yeteneklerine ve ihtiyaçlarına aldırış edilmeden geçekleştirildiği zaman, insana ve insanlığa karşı işlenmiş bir suçtur.”

(H. Braverman / Emek ve Tekelci Sermaye / S.95 / Kalkedon; Ekim 2008)

Üretim süreçlerinin parçalanmasında, yani kapitalist iş bölümünün geliştirilmesinde emek üretkenliğini arttıran teknolojik gelişmelerin yanı sıra, üretimin planlanması ve daha üretim gerçekleştirilmeden onun “kağıttan bir kopyasının” yapılmasında mühendislik önemli bir rol oynamıştır.

Daha önce yapılacak işin nasıl yapılması gerektiğine karar veren ve üretim sürecini kendisi planlayarak üretimi gerçekleştiren zanaatkarın emeği, içinde mühendislerin önemli işlev üstlendiği üretim alanı dışında planlanan üretim sürecinde, parçalanarak metaya dönüşürken, zanaatkar da bu süreçte emek gücünü satan işçiye dönüşmüştür.

“Kapitalist üretim tarzı kapsamlı vasıfları, bulundukları her yerde imha eder ve kendi ihtiyaçlarına karşılık düşen vasıflar ve meslekler ortaya çıkartır.”

“Emek sürecindeki her adım, mümkün olduğu ölçüde, özel bilgi ve eğitimden kopartılarak basit emeğe indirgenir. Bu arada özel bilgi ve eğitimin kendileri için muhafaza edildiği göreceli olarak az sayıdaki insan da, mümkün olduğu ölçüde basit emeğin yükümlülüklerinden özgür kılınır.”

(H. Braverman / Emek ve Tekelci Sermaye / S.103 Kalkedon; Ekim 2008)

Sermaye açısından, üretim sürecinin üretim dışında planlanması ve üretimi gerçekleştiren emeğin, kendi inisiyatifi dışında ve önceden belirlenmiş kurallara göre hareket etmesi, aslında manüfaktürde zanaatkarlar tarafından üretim sırasında yapılan işin, yeni durumda üretim alanı dışında ve fiili üretimden önce gerçekleştirilmesi, belirli bir emek miktarı yerine, belirli bir zaman diliminde emek gücünü kiralayan işçiyi teorik olarak sonsuz şekilde sömürme olanağı sağlamıştır. Bu süreçte ve kapitalist iş bölümün bir gereği olarak ortaya çıkan mühendislik, üretim alanındaki zanaatkarın yerini alarak, üretim alanı dışında ve emeğin üretkenliğini arttırmak üzere üretim sürecini planlıyor ve emek araçlarını geliştirmiştir.

“Mühendislik mesleği görece yakın zamana dayalı bir gelişmedir. Mühendisten önce, sanayi sanatlarını yenilik yoluyla geliştirmek gibi, kavramsal işlevler ve tasarım işlevleri de zanaatkarlığın dünyasına aitti. Bernal <modern mühendisin ortaya çıkması, yeni bir sosyal görüngüydü. Mühendis, eski askeri mühendisin çizgisel bir devamı değil, daha çok zanaatkarlık günlerindeki değirmen ustasının ya da metal işçisinin devamıdır> demektedir.”

(H. Braverman / Emek ve Tekelci Sermaye / S.141 / Kalkedon; Ekim 2008)

Emekçinin, zihniyle ve beyniyle yer aldığı üretim sürecindeki işlevi, beyinsel fonksiyonlarından kopartılarakemek gücüne ve beyin fonksiyonlarından kopartılmış emeğinin de metaya dönüştürülmesini işçileşme kavramı tanımlamaktadır.

Bu süreçte, emek ürünlerini tasarlayan, üretim sürecini planlayan ve emek araçlarını geliştiren mühendislik de, gerektiğinde ve zamanı gelince, kapitalizm tarafından elbette “bulundukları her yerde imha edilecek” ve emeğini beyninden kopartarak, mühendisi emek gücüne ve emeğini de metayadönüştürecek yeni bir sürecin başlaması kaçınılmaz olacaktır.

“Bazı teknikler yönetimin tercih ettiği iş bölümü uyarınca kullanıldıkları için, mühendislerin ve teknik ressamların yerine veri girme görevlilerini ve makina operatörlerini geçirmekte ve kavramsal bilgiyle tasarım bilgisinin daha çok yoğunlaştırılmasına yol açmaktadır. Demek ki bir kitle mesleği olarak mühendisliği yaratan süreçle aynı süreç, bu meslek önemli büyüklüğe ulaştığında, rutinleştirilebilir görevlerle işgal edildiğinde ve elektronik sanayindeki elektronik teknolojisinin ilerlemesi böyle yapılmasını elverişli kıldığında, bu mesleğin kendisine de uygulanmaktadır.”

(H. Braverman / Emek ve Tekelci Sermaye / S.234 / Kalkedon; Ekim 2008)

Braverman’ın 1950’lili yıllardan başlayarak işaret ettiği bu süreç, bugün ve özellikle bilgisayar teknolojisindeki gelişmesayesinde, temel mühendislik bilgilerinin tamamının yazılım haline dönüşmesine olanak sağlamış durumdadır.

Nasıl ki, zanaatkarın üretime kattığı beyinsel işlevi kendisinden kopartılarak, bir başka alanda üretilip, zanaatkardan düşünmeden kendisine verilen tanımlı iş için emek gücünü harcaması istenmiş ve bu süreçte zanaatkar işçiye dönüşmüşse, artık mühendis tarafından yapılan işte de, mühendisin beyinsel fonksiyonu, ondan kopartılarak ve bir başka yerde üretilerek mühendisin önüne konmakta ve mühendisten düşünmeden emek gücünü bu alanda harcaması istenmektedir. Bu durumda artık bu “mühendise” mühendis denilip denemeyeceği de ayrıca tartışılacaktır.

“Zanaatkar” mühendisin, işçiye dönüşmesi iki ayrı süreçte ele alınabilir.

Bunlardan birincisi, mühendisin kendi bürosunda üretim yaparak bu ürününü sattığı sürecin parçalanması sürecidir. Bu mühendis, manüfaktür öncesi zanaatkarlara benzetilebilir. Bu mühendisin işçileşmesi, hizmet sektöründeki sermaye birikimine koşut olarak oluşan rekabet şartlarında, kendi bürosunda çalışarak üretim yapmasının artık mümkün olmaması ve manüfaktürdeki gibi, kendisi gibi “zanaatkar”mühendislerle birlikte sermayenin boyunduruğu altına girmesi sürecidir. Ancak burada mühendis halen zanaatkar mühendistir ve üretim sürecini kendisi belirleyebilmekte ve üretim sürecinde beyinsel işleviyle de yer almaktadır. Çünkü şeklen emeğini satan bir mühendis olmasına karşın, yaptığıişin safhalarını kendisi belirlemekte ve iş başından sonuna kadar kendi elinden çıkmaktadır. Ancak bilgisayarların ve bağlı olarak mühendislik yazılımlarının üretimde yer almasıyla birlikte, mühendis emeği de parçalara ayrılmaya başlayınca, mühendis üretim sürecindeki denetimini tümüyle kaybedip, bir başka yerde yapılan planlamaya bağlı olarak ve beyinsel işlevi işin içinde olmaksızın yalnızca emek gücüyle üretim sürecinde yer alan işçiye dönüşmüş olmaktadır.

İkinci süreç ise aslında yukarıda tanımladığımız birinci sürecin ikinci aşamasının değişik üretim alanlarındaki gelişimidir. Yani rekabet şansını kaybedip, sermaye denetimde emeğini satan mühendis gibi, birinci aşamada yer almayıp, doğrudan ücretli olarak üretim sürecinde ve fakat beyinsel işleviyle yer alan mühendisin, beyinsel işlevlerinden arındırılıp parçalanmış bir üretim sürecinde ve bir başka yerde planlanmış ve üretilmiş yazılımları kullanarak yalnızca emek gücünü satan bir mühendise dönüşmesi sürecidir.

Elbette her iki süreçte de bu noktaya gelen mühendisin yaptığı iş niteliksiz bir işe dönüşmekte ve dolayısıyla, hem niteliksizleşen bu işten aldığı ücret düşmekte ve hem de sosyal statüsü değişmektedir.

Üretim sürecinde zanaatkar mühendis olarak yer alırken, belirli bir zaman diliminde ve belirli bir ücret karşılığında da olsa, emek ürününü satan mühendis, bundan sonraki üretim sürecinde beyinsel işlevlerinden arındırılmış olarak belirli bir zaman diliminde emek gücünü satan işçiye dönüşmektedir.

Bu süreç, mal üretiminde, üretim süreci dışında ve üretim gerçekleşmeden önce tüm üretim sürecinin planlamasını ve ücretli emeğim üretimdeki işlevinin önceden tanımlanması gibi, mühendislik ürünün ne şekilde üreteceğinin önceden planlanması ve “mühendisin” bu süreçte hangi işlevi yerine getireceğini belirleyen bir başka alanın oluşmasını sağlamış durumdadır. Bu alan artık üst düzey mühendisliğin gerçekleştirildiği daha üst düzey bir mühendislik alanı yaratmıştır.

Mal üretiminde ücretli emeği ortaya çıkaran süreç, aynı zamanda emek üretkenliğini de arttıran bir süreç olmuştur. Yaratılan artı değerin büyüklüğü, bu emek üretkenliğini sağlayan kapitalistleri, aynı süreci daha geriden izleyen pazarlarda avantajlı duruma getirmiş ve bu pazarlar, yine emek üretkenliğinin artması sonucu sağlanan askeri üstünlükle sömürgeleştirilmiştir. Bu sürecin sonunda, kapitalizm, bir üst aşamaya yani emperyalizm aşamasına geçmiştir.

Aynı sürecin, bu süreci yaratan mühendislik alanında yaşanmaya başlamasıyla birlikte, mühendisi işçileştiren üst düzey mühendisliği gerçekleştirmeyi başaran sermaye, dünyanın geri kalanı üzerinde farklı bir tür hegemonya kurma fırsatını da ele geçirmiş olmaktadır.

Bu gelişme, herhangi bir alanda birey olarak mühendisi niteliksizleştirirken ve onun mühendis kimliğini yok edip teknisyen düzeyine ve hatta niteliksiz bir işçiye dönüştürürken, dünya ölçeğinde emperyalist ilişkiler açısından yeni bir dönem başlatmaktadır. “Yeni bir dönem” tanımı iddialı bir tanımlama olarak görülürse, en azından “farklı” bir dönem demek gerekir.

Kapitalizmin gelişme sürecinde mal üretimi tekelleşirken, bu yeni süreçte bilgi üretimi de tekelleşmektedir. 

“Serbest rekabetin tam olarak hüküm sürdüğü eski kapitalizmin ayırdedici niteliği meta ihracıydı. Tekellerin hüküm sürdüğü bugünkü kapitalizmin ayırdedici niteliği ise, sermaye ihracıdır”

(V. I. Lenin / Emperyalizm/ S.69 / Sol Yayınları; Temmuz 2009)

Gelinen bu aşama ise, meta ve sermaye ihracından farklı olarak, bilginin meta olarak ihracını oluşturmakta ve fakat diğerlerinden farklı olarak, kullanıma yönelik olarak ihraç edilen bilginin yeniden üretilmesini sağlayacak bilgi, yani kaynak kodları ise saklanmaktadır. Bir yazılımın kullanımı üretime yönelik olarak gerçekleşse bile, o yazılımın üretilmesini sağlayacak bilgi birikimi sömürülen alanda adım adım yok olmaktadır. Bu günlerde ülkemizde de, üniversitelerde bilim insanı yetiştirmeden adım adım adım uzaklaşılması, genelde eğitimin, özel olarak ise mühendislik eğitiminin giderek sığlaşması, hem bilimsel çalışmaların ve hem de eğitimin piyasa koşullarına terk edilmesi tesadüfi süreçler değildir.

Sonuç olarak, mühendislik alanında yaşanan dönüşüm, sonuçları itibarıyla yalnızca mühendislerin yaşamını altüst eden, onları işçileştiren bir sürecin ötesinde dünya ölçeğinde yeni tip bir bağımlılık ağı yaratan farklı bir sürecin başlamışolduğunu işaret etmektedir.

Mustafa Aral

26 Mayıs 2013

Not: Bu yazının kaleme alındığı dönemde yapay zeka henüz günlük kullanıma girmemişti. Dolayısıyla yapay zekanın günlük kullanımı bilimsel alanda da işçileşme süreci başlatabilecektir. Bugün pek çok makale yazımında yapay zeka desteği alındığı bilinmektedir. Hatta bu dönemde insan beynine chip entegrasyon deneylerini yapıldığı ve bunun başarıldığı yönündeki haberler dikkate alındığında, yapay zeka ile düşünebilen “insan” (buna artık belki android demek lazım) formasyonu karşısında gezegenimizdeki sömürünün ve mühendisliğin ne şekle dönüşeceği ayrı bir projeksiyon gerektirmektedir.